Merhaba Hikayem,
Genelde gece başımı yastığa koyduğumda başlar her şey. Tavanı izler, düşüncelere dalarım; içimi kemiren o varoluş sancısı usulca çöreklenir zihnime ama bu sefer farklıydı. Bu gece değil, sabah uyandığımda başladı her şey. Gözlerimi açar açmaz, hiçbir neden yokken düşünmeye başladım. Bu kez baktığım tavan değildi, yatağımın yanındaki üçlü prizdi. Garip bir şekilde ona anlam yüklemeye başladım. Sanki orada sessizce duran o priz, yaşamımdaki bağlantıları, kopuklukları, aynı anda birden fazla şeyin yükünü taşıma çabamı simgeliyordu. Bir tarafı boş, bir tarafı dolu, diğer ucu sürekli tak çıkar halinde. Tıpkı biz gibi. Bazen anlam, en beklenmedik yerlerde saklı oluyor. Üçlü priz gibi insanlar vardır hayatta ama hepimize rastlamaz; sana öyle bir insan rastlarsa, kıymetini bil cancağzım.
Yatağın yanındaki priz, kendi küçük, mutluluğu büyüktür ve konu tartışmaya kapalıdır. İşte böyle insanlardan bahsediyorum. Var mı hayatında böyle biri? İhtiyacın olduğunda yanı başında olan biri? İhtiyacın olmasa da hep seninle kalabilen biri…
Senin için ne kadar değerliyim diye sorsan, “yatağın yanındaki priz kadar” derim.
Ve bu cümle sana anlamsız gelse bile, anlatabilmem için bekler. Hiçbir şeyi kestirip atmam. Hayat, üçlü priz gibi insanlarla güzel; diğer türlü çok yorucu olabiliyor.
Yatağın çok uzağındaki bir prizi düşün, ve şimdi yatağın yanındaki o üçlü prizin kıymetini bil.
Çünkü hayat, değeri bilinen şeylerle güzel…

Yorum bırakın